necip fazıl ın mahkumiyet döneminde yazdığı üç piyesten biri. daha sonra yine reis bey ismiyle sinemaya uyarlanmıştır. başrolünde* haluk kurdoğlu oynamıştır. mahkumun idamından önce reis bey e söylediği; – etmeyin reis bey, siz ağlayamazsınız! ağlayabilseydiniz, anlayabilirdiniz! sözü akıllardan çıkmaz.
not: filmi izlememiş olanların filmde, haluk kurtoğlu nun sesinden dinlemeleri tavsiye olunur. merhamet... insanlara merhameti öğretmek, insandaki kötülük iktidarını döve döve pekiştirmek yerine; hohlaya hohlaya yumuşatmak merhamet... hava gibi, su gibi muhtac olduğumuz iksir. başağı bir cemiyeti, başkuyarı edecek bir kudret. acımasızca idama götürdüğüm çocuk bana; "buz çölünde yol alıyorsunuz" demişti. hepimiz! bütün insanlık buz çölünde yol alıyoruz! aldığımız nefesler bile sipsivri kayalar şeklinde donuyor. bakarken gözle bıçaklıyor, dinlerken kulakla zehirliyoruz bütün bunların kanunlarını bilmiyoruz da kanun çıkarmaya kalkıyoruz. olur mu hiç? sen kaplanı yetiştir, besle. sonra pençe atıyor diye kement at ipe çek! yazıktır kaplana, günahtır kaplana! merhamet! - hakim: o halde ceza ölçüleri, hak, adalet ve kanunlar lüzumsuz öyle mi? - reis bey: öyle değil... bunlar doktorun çare bulamayınca bütün bir uzvu budamaya mecbur kalması gibi iç tedavi üzerinde tedbirler. - savcı: efendim. merhamet ekmek olsa da bütün insanlığa dilim dilim dağıtılsa payına hiçbirşey düşmeyecek lanetli budur! üstelik yüce reislik makamından bitirimhanelere düşüp ipten, kazıktan kurtulma insanlar arasında eroin çetesi kuran bir bedbahtın karşınızda kurtarıcı edasıyla adalet dersi vermeye kalkışması; tam bir şenaattir! kendisine yine reislik makamındayken söylediği bir sözü hatılatırım. "bizi daima işlenen suçun cüzzamlı suratına bakmaktan kaçıran bu edebiyat esnaflığını bir yana bıraksınlar!" ve bu görünen suçun görünmeyen bir yanı varsa onu ortaya döksünler! - reis bey: sayın savcı, beni eski anlayışım ve prensiplerimle mahkum ettirmek istiyorlarsa bilsinler ki; ben zaten onun mahkumuyum. - avukat: muhterem reis bey; (hakime hitaben) sayın savcıyı, sanık sanılan büyük şahsiyetin fikirlerini, inançlarını ve ideallerini daha yakından anlamaya davet ediyorum. ancak bu taktirde onun bitirim yerinde ne aradığı anlaşılabilecektir. bütün dünya kanunların ve hakim kürsüsünün tam hakkını verdikten sonra, insandaki gizli ruh noktalarına, iç hakikatine eğilen, bu yüce hakikati arayan, onu aramanın işkenceli hayatını yaşayan bir adalet kahramanı karşısındadır. büyük bir takdirle belirtelim ki başkanı bulunduğum baro şu anda bu yepyeni adalet kahramanını azizleştirmek için formül aramaktadır. eminiz ki bitirim tipleri arasındadır suçlu. bıçakları ve tabancayı reis beyin bitirim yerinde doğruyu göstermek için topladıklarını kendi şahıslarını ortaya koymaksızın söylediler. ama eroine ait hiçbiri bir ipucu vermedi. "bilmiyoruz" demekle yetindiler. bu kişilerin ayrıca izinsiz silah taşımaktan ve eroin işinden sorguya çekilmelerini talep ediyorum! - reis bey: asla diyorum asla! boş toprakta define aranırcasına suçlu aranmaz! ancak meydana çıkarsa görülür. kimseyi cebime eroin koymakla suçlandıramam. ve benim hesabıma suçlandırılmalarına razı olamam! eğer gerçek suçlu gerçekten aramızdaysa benim hesabıma mutlaka bağışlanacağını fakat kanun hesabına muhakkak kıstırılacağını bilerek kendi kendisine ortaya çıkmasını dilemekten başka yapabileceğimiz hiçbirşey yok. - savcı: işte... af ve merhamet rejiminin insandaki kötülük iktidarını ortadan kaldıracağı tezine en güzel fırsat. buyursunlar gerçek suçluyu ortaya çıkarsınlar. - reis bey: bu ne acındırıcı mantık... benim merhamet tezim bir dedektif kaidesimidir ki suçluyu bulsun? ben diyorum ki her fert başucuna; "suçlu benim herkes suçsuz!" levhasını asmalıdır. ben diyorum ki yegane kurtluşumuz herkesin herkesi affetmesindedir. daha ötesi kanunların sorumluluğuna girer. ama görüyorum ki anlatamıyorum... hissediyorum ama anlatamıyorum! çocuk, "ağlayabilseydiniz anlyabilirdiniz" dedi. ağladıkça anlıyorum... ağladıkça anlıyorum... artık bütün mantık hesaplarımı kaybettim. hemde öylesine kaybettim ki ; amerika da bir cinayet işlense de, dünya çapında bir ses sorsa; "katil kim?", "benim!" diye haykırabilirim! soğuk kış geceleri, köprü altında yatan çıplakların vebali benim boynumda, gömleğimin yakasında... isterse çareme adli tıp baksın fakat bir hastaneye girsem de kan kanseri çeken hastalar görsem acaba onları bu hale ben mi getirdim? diye düşünüyorum. ben ne yaptım? uykuda, baygınlıkta, annemin karnında, babamın kanında hangi cinayeti işledim? hangi mukaddesi kirlettim ki kendimi gelmiş gelecek bütün fenalıkların tek sorumlusu biliyorum? dışımda ne arıyorlar? içime doğru suçluyum ben! birde kalkmış belki kendimden birine, ondan öbürüne geçer, bir merhamet yangını çıkar bütün ülkeyi sarar diye; tımarhanelik bir hayalin peşine düşmüş gidiyorum! reis beyefendi(hakime hitaben); ceketim benimdir! celp benim ceketime aittir. erionde o cebin malıdır. ben suçluyum bana acımayın reis beyefendi... bana acımak merhamete haksızlık olur! *
11 Ekim 2008 Cumartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder